Mihrâb, günümüzde genellikle caminin kıble duvarı oyuk şekilde inşa edilerek ve çevresi de yazı veya diğer süs unsurları ile süslenerek yapılır. Çini, mermer veya ahşaptan yapılan ve sanat değeri oldukça yüksek mihrâplar vardır. Cami zemininden 15-20 cm. yüksek yapılanlarına da rastlanır.
Mihrâbın camilere günümüzdeki şekliyle girmesi Emeviler devrine kadar dayanmaktadır. İlk zamanlarda, yani; Peygamber döneminde kıble, mihrâb ile değil, renkli bir çizgi veya üzerinde belirli işaretler bulunan bir taş levha gibi herhangi bir işaret ile gösterilmekteydi. Emeviler devrinde camilerin ayrılmaz bir unsuru olarak dini hayata giren mihrâblar, Selçuklular ve özellikle Osmanlılar zamanında yapılan taş ve çini çeşitleriyle diğer İslam ülkelerinin hiç birinde görülmeyen bir değişiklik arzetmiştir.
Mihrâb süslemelerinde değişik renk ve stillerde şekillerin yanı sıra, nefis hatlarla ” Âyetül-Kürsî ” olarak bilinen Bakarâ sûresinin 255. âyetinin yazıldığı da olur. Mihrabın hemen üzerine ” Zekeriyya, Meryem’in bulunduğu mihrâba her girdiğinde ” anlamına gelen ” Küllemâ dehule aleyhâ Zekeriyyal Mihrabe ” âyetinin yazılması alışkanlık haline gelmiştir. İslâmî bakımdan mihrabın çevresine böyle bir âyet veya hadis yazımı şart değilse de, cemaatin okuyarak yararlanması için mihrâbla ilgili bir âyetin yazılmasında bir sakınca bulunmaz. Ancak yukarıdaki âyetin yerine, namazın şartlarından birisi olan ” kıbleye yönelme ” yi hatırlatan; ” Ey Muhammed! Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir ” anlamındaki, ” Fevelli vecheke şatral-Mescidi’l-Haram ” âyetinin yazıldığı da görülmektedir.
Diğer yandan mihrâbın sağ üst kısmına ” Allah “, sol üst kısmına ” Muhammed ” veya üst kısma yalnız ” İhlâs ” sûresinin yazıldığı da görülür. Osmanlılarda geceleri imamın namazda görülebilmesi için mihrabın iki tarafına büyük şamdanlar konulmakta ve bunlara dikilen mumlar geceleri yakılmaktaydı.