Camide hatibin hutbe okumasına mahsus kürsü olup, arapça ” yüksek olmak ” anlamındaki ” nebr ” kökünden gelmektedir. Minber, Cuma veya Bayram hutbelerini okumak üzere çıkılan, genellikle mihrâbın hemen sağında bulunan merdivenli yapının adıdır.
Hz. Peygamber’in Medine’de inşa ettirdiği ” Mescid-i Nebevi ” de, önceleri bir minber bulunmuyordu. Cemaatin çoğalması nedeniyle Hz. Peygamber (s.a.s)’in ders ve hutbelerinin daha rahat duyulabilmesi için, Hicretten yedi yıl kadar sonra ilk minber yapıldı. İlk minber Hz. Peygamber’in ashabıyla istişaresinden sonra isteği üzerine yapılmıştır. Ustanın adıyla ilgili farklı rivayetlerden, minber yapımıyla bir kaç kişinin ilgilendiği anlaşılmaktadır. Ahşap olan ilk minber, Medine’den Şam tarafına doğru dokuz millik bir mesafede bulunan ormandan kesilen ” ılgın ” ağacından yapılmış olup, iki basamak ve üst tarafında bir oturma yerinden ibaretti.
Hz. Peygamber vefat edince ilk halife Hz. Ebu Bekir (r.a.) edebinden dolayı minberin ikinci basamağında, Hz. Ömer (r.a.) de ilk basamağında hutbe okumuşlardır. Hz Osman (r.a) ise üçüncü basamağa kadar çıktı. Çünkü o da bir basamak inseydi yerde hitap etmesi gerekecekti. Bu ise sünnete aykırı olurdu. Minber’in kapısına ilk perde astıranın da o olduğu rivayet edilir.
Mescid-i Nebevi’de müslümanların en fazla rağbet ettikleri yer Minber’le Hz. Peygamber’in kabri arasıdır. Çünkü Hz. Peygamber burasını Cennet’ten bir bahçe olarak nitelendirmiştir. Bazı hadislerde ise minberin Havz’ın üzerinde olduğu ve cennet kapılarından biri bulunduğu bildirilmektedir.
Hz. Peygamber’in hayatında bir ilim kürsüsü, bir idare makamı özelliği olan minber, ondan sonra hutbeler dışında halifelerin üzerinde bey’at aldıkları ve göreve başlarken çıkmayı mutad hale getirdikleri bir yer olarak fonksiyonunu sürdürmüştür. Hakimiyetin sembolü haline gelen minber, valilerin göreve başlarken ve ondan ayrılırken çıktıkları hükümdarın temsilcisi olarak oturdukları bir makamdı. İlk asırlarda valiler ellerinde asa ile ayakta hutbe okurlardı. Mescidlerin kazâi fonksiyonları da, genellikle minber yanında gerçekleşiyordu. Hz. Peygamber (s.a.s)’in minberi yanında yalan söylenemeyeceği ve bunu yapanın Cehenneme gireceğini belirten sözleri sebebiyle olmalı, genellikle zanlılara minberinin yanıbaşında yemin ettirilirdi.
Mescid-i Nebevî den sonra ilk minber Mısır’da ” Amr Camiî ” ne konuldu. Ancak başlangıçtaki hükümranlıkla ilgili fonksiyonu sebebiyle olmalıdır ki Hz. Ömer (r.a.)’ın emriyle bu minber kaldırıldı. Hicri 132 yılından itibâren Mısır’da eyâlet camilerine minberin konulmasıyla minber, bütün cuma camilerine yayıldı. Ahşap ve mermer işçiliğinin en güzel örneklerini teşkil edecek minberler yapıldı. Ahşap minberlerin en eski örneği Keyravan Camiî minberidir. Kurtuba’daki Hakem II minberi kaynakların verdiği bilgilere göre çok değerliydi. Tekerlekler üzerinde yürütülebilen minberde Hz.Ömer’e ait bir Kur’an nüshası da bulunmaktaydı. Anadolu’da en eski minber Konya Alaaddin Camii’nin ahşap minberidir. Kendisinden sonrakilere örnek teşkil etmiştir. Selçuklu taş minberleri ise kötü tamirler sonucu özelliklerini yitirmişlerdir. Osmanlılar döneminde mermerden yapılan minberler yaygındır. Bitki motifleri ve geometrik şekillerle süslenen minberler camiîn iç süslemesi ve mimari üslubuyla bir bütünlük arzetmektedir.
Günümüzde minberler beş, yedi, dokuz veya daha fazla basamaklı ölur. İmam, genellikle yedinci basamakta durur. Ancak bu durum, câmiîn ve dolayısıyla minberin büyüklüğüne göre değişir.